Benlik Tasarımı ve Kişilerarası İletişim: Engelleri Aşmanın Yolları
Kişilerarası iletişimde yanlış anlaşılmaların kaynağı çoğu zaman içsel engellerdir. Benlik tasarımı, önyargı ve kalıplaşmış düşüncelerle başa çıkmanın yollarını keşfedin.
İletişimde Görünmeyen Duvarlar
Kişilerarası iletişimde çoğu zaman taraflar, içinde bulundukları psikolojik durumdan dolayı yanlış anlaşılmaktan ve kendini tam olarak ifade edememekten yakınırlar. Bu durum, iletişim sürecinin doğal bir parçası gibi görünse de aslında üzerinde çalışılması gereken ciddi bir alandır. İletişim sürecinin işleyişinde olumlu ve uyumlu ilişkilerin kurulması, sürdürülmesi ve iletişim etkinliğinin engelsiz bir biçimde sağlanması temel amaçtır. Ancak bu amaca ulaşmak, bazı engellerin iletişim başlamadan ya da iletişim sürdüğü anda ortadan kaldırılması ile mümkündür.
İletişim sürecinin başında farklı anlamaların ortaya çıkmasına neden olan engellerin çoğu, iletişimde bulunan kişilerin zaman içinde öğrenmeleri gereken, aşılması güç hususlardır. İletişimin yanlış başlamasına ve sürdürülmesine neden olan bu tür engellerin bilinmesi, ortadan kaldırılmaları için ilk adımlardan biridir. Peki, bu engeller nelerdir ve günlük hayatımızda nasıl karşımıza çıkar? Gelin birlikte inceleyelim.
Bireysel Yetersizlik: Kendini İfade Etmenin Zorlukları
Kişilerarası iletişimin başarısı için insanın düşünüp taşındığını, karşısındakine en uygun biçimde anlatabilme becerisine sahip olması gerekir. Anlatabilme becerisi, sözel ve bedensel iletişimin eşgüdümlü olarak kullanılmasıyla mümkündür. Örneğin donuk bir yüz ve ses tonuyla verilen müjdeli bir haber, verilmek istenen etkiyi cılızlaştırır. Çoğu insan kullandığı sözcüklerin tesirini mimiklerine ve ses tonuna yansıtamaz. Bu durum, özellikle iş hayatında ve özel ilişkilerde ciddi yanlış anlaşılmalara yol açabilir.
Konuşma, kişilerarası iletişimin en önemli öğesidir. Her sözcüğün yerli yerinde kullanılması, konunun anlaşılması ve doğru algılanması bakımından oldukça önemlidir. Yerli yerinde kullanılmayan sözcükler, hatalı ve yanlış kullanımlar iletişimi engelleyecektir. Konuşma sırasında kullanılan sözcüklerdeki söylem hataları da (yanlış tonlama ve telaffuz), iletişimi olumsuz yönde etkiler. Bu tür söylem (diksiyon) hataları, genelde iyi dinlememekten kaynaklanır. Çünkü iyi dinlemek düzgün ve güzel konuşmanın da anahtarıdır. Günümüzde podcast dinleme alışkanlığı, diksiyon eğitimleri ve kişisel gelişim kursları bu konuda farkındalık yaratmak için harika fırsatlar sunmaktadır.
Konuşma biçimi yanı sıra algı eksikliği, konu ile ilgili bilgi yoksunluğu, bilmediği bir konu ve alanda fikir yürütme ve boş konuşma gibi durumlar, bireysel yetersizlikte dikkati çeken diğer unsurlardır. Herkesin her alanda aynı başarıyı göstermesi mümkün değildir. Bildiğimiz şeyler kadar bilmediğimiz şeyler de çoktur. Bilmediğimiz konu hakkında görüş bildirmek ister istemez yanlış anlaşılmalara, hatta kişilerarası iletişim sırasında küçük düşmelere kadar varabilir. Küçük düşme bireyde yetersizlik ve eksiklik duygusu oluşturacağından, bu tür insanların sağlıklı bir iletişim sürdürmeleri de mümkün olamayacaktır.
İletişimde en büyük engel, bilmediğini bilmemektir. Bu yüzden sürekli öğrenmeye açık olmak, hem bireysel gelişimi hem de ilişkilerin kalitesini artırır.
Önyargı: Zihnimizdeki Kalıplar
Önyargı, basmakalıp yargı, kalıp yargı olarak ifade edilen, bir kişi ya da grup hakkında öğrenilmiş, benimsenmiş ve bir kalıp olarak yerleşmiş algılardır. Kişilerarası iletişim sürecinde, kişilerin etiketlenmesine neden olmaktadır. Önyargılı kişiler genellikle yeterli bir bilgi sahibi olmadan, diğerlerini bir gruba dâhil ederek karar verirler, hatta birçok zaman da beklentilere girerler. Bu hal, diğer kişiler hakkında sağlam bilgi üretmeden izlenim edinmenin kısa yoludur. Sadece bir özelliğe ya da davranışa dayanarak bir kişiyi bir grubun içinde değerlendirmek, iletişimde yanıltıcı sonuçlar doğurur. Irkçılık, cinsiyetçilik ve yaş ayrımcılığı gibi basmakalıp yargılar buradan beslenir.
Önyargılar, doğası gereği önyargı geliştirilmiş birey, grup, toplum, farklı durum ve nesnelere karşı daima olumsuz tutumlarla değerlendirildiği için, bu olumsuz bakış açısına karşı her zaman olumlu iletişim geliştirmek mümkün olamamaktadır. Bu nedenle önyargılar iletişim sürecinde en önemli engellerden biri olarak kabul edilir. Türkiye'de iş görüşmelerinde cinsiyet, yaş veya memleket temelli önyargılar hâlâ yaygın bir sorundur. Oysa farklılıkları zenginlik olarak görmek, hem bireysel hem kurumsal başarıyı artırır.
Kişilik Tasarımları: İlk İzlenimin Gücü
Varsayılan kişilik tasarımı, diğer bir kişi hakkında hızlı şekilde bilgi edinmek ve karar vermek amacıyla, çok çeşitli kişilik özelliklerinin gruplandırılmasına dayanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, farklı kişilik özelliklerinin bir grup içinde değerlendirilmesi için kişinin zihninde daha önceden oluşmuş şemaların kullanılması yoluyla bir kalıbın içerisine yerleştirilmesidir. Aynı zamanda kişinin belirli bir kişilik özelliğine öncelik verilerek ya da bu özellik referans alınarak, diğer kişilik özelliklerinin buna destek verecek biçimde düzenlenmesidir. Bu bağlamda bir kişi hakkında onun tek bir özelliği, genel bir izlenim oluşmasında temel alınmaktadır.
Kişilerarası iletişim sürecinde, kişilerin birbirleri ile ilk karşılaştığı andan itibaren ilişkinin gelişimini etkileyen kişilik tasarımları bir iletişim engeli oluşturabilmektedir. Kişiler tanımladıkları kişilik özelliği doğrultusunda bir karara vararak davrandıkları için, gerçek anlamda birbirlerini tanımaları engellenmiş olmakta, aynı zamanda da sürekli olarak birbirlerini bir şema ya da kalıp içinde değerlendirdikleri için özgür bir düşünce geliştirememekte ve birbirlerini doğru olarak anlayamamaktadırlar.
Öngörü: Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Öngörü, kişinin sahip olduğu özellikleri, istekleri, beklentileri, amaçları doğrultusunda bir inanış yaratması, bu inanışa gerçek/gerçekleşmiş gibi bağlanmaları ve bu özellikler gerçekten varmış gibi davranış sergilemelerine dayanmaktadır. Öngörü şu sıra ile gerçekleşmektedir:
- Bir kişi hakkında bir öngörüde bulunulmakta ya da bir inanış geliştirilmektedir. (Ali kişilerarası ilişkilerde sorun yaratan birisidir).
- Bu kişi hakkında sahip olunan öngörü ya da inanış ne ise, o doğrultuda davranılır. (Ali'ye sorun yaratan biri gibi davranılır).
- Bir kişiye karşı öngörülü davranıldığında, bir süre sonra o öngörü gerçeğe dönüşür. (Ali gerçekten kişilerarası ilişkilerde sorun yaratmaya başlar).
- Sonuçta da bir kişi hakkında üretilen öngörünün doğru olduğu inancına varılır. (Ali kişilerarası ilişkilerde sürekli sorun yaratan birisi olur).
Kişilerarası iletişim sürecinde ilişki içinde bulunulan kişi veya kişiler hakkında öngörüde bulunmak; öngörüde bulunulan kişinin davranışlarının da bu yönde oluşmasına neden olmakta ve sonuç aynı inandığı gibi gerçekleşmektedir. Bu döngüyü kırmak için insanlara şans tanımak, onları olduğu gibi kabul etmek ve beklentilerimizi gözden geçirmek gerekir. Örneğin bir ekip lideri, ekibindeki genç bir çalışanın başarısız olacağını düşünürse, bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu yönde davranışlar sergiler ve çalışan da gerçekten başarısız olur. Oysa olumlu beklentiler, olumlu sonuçları beraberinde getirir.
Sıfatlandırma: Etiketlerin Gölgesinde
Sıfatlandırma, bir kişinin belli özelliklerinden ve davranışlarından hareketle, değerlendirmeyi yapanın sahip olduğu bilgi dâhilinde üretilen nitelendirmelerin çağrışım yoluyla ardı ardına sıralanması ve buna bağlı olarak diğer özelliklerinin tahmin edilmesi ile oluşmaktadır. Sıfatlandırmayı yapan kişinin eğitimi, algı düzeyi, değer yargıları, önyargıları vb. birçok özelliği, kişi hakkındaki sıfatlandırmaların birbiri ile ilişkilendirilmesinde oldukça etkilidir. Bu durumda sıfatlandırmayı yapan kişi, bilişsel bir süreç dâhilinde izlenimlerini yapılandırıyor olsa bile edinilen yanlış bir izlenim diğer değerlendirmeleri de etkileyeceği için olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Bir kişi hakkında sıfatlandırmaya başvuran kişinin yaptığı davranışın amacı ve niyeti, bu davranışın nelere sebep olabileceği gibi değişik hususlar bu sürecin altında yatar.
Örneğin bir toplantıda sessiz kalan bir çalışma arkadaşınızı düşünün. Onu hemen "içine kapanık" olarak etiketleyebilirsiniz. Oysa belki de konu hakkında yeterince bilgi sahibi değildir ya da söz almak için uygun bir an beklemektedir. Sıfatlandırma yaparken tek bir gözleme dayanarak genelleme yapmak, iletişimde ciddi yanılgılara yol açar. Bu nedenle insanları tanımak için zamana ihtiyaç olduğunu unutmamak ve acele kararlar vermekten kaçınmak gerekir.
Kalıplaşmış Düşünce: "Yapmalısın" Tuzağı
Kalıplaşmış düşünce, diğer kişiye karşı hiçbir seçenek bırakmayan belirli dayatmalardan oluşur. Kalıplaşmış düşünce yapısına sahip kişiler genellikle "yapmalı, yapmalısın, aramamalısın, gelmen gerek, gelsen iyi olur, bu mümkün değil" gibi kesin, net ve sınırları belirlenmiş ifadeler kullanırlar. Bu tür ifadeler, karşıdaki kişinin kendini ifade etme alanını daraltır ve iletişimi tek taraflı bir dayatmaya dönüştürür. Özellikle aile içi ilişkilerde, ebeveynlerin çocuklarına yönelik bu tür kalıplaşmış ifadeleri, çocuğun özgüvenini zedeleyebilir ve sağlıklı bir iletişim kurmasını engelleyebilir.
Kalıplaşmış düşüncelerden kurtulmak için esnek düşünme becerisini geliştirmek gerekir. "Bu iş ancak böyle yapılır" yerine "Bu iş için farklı yollar da denenebilir" demek, iletişimde yeni kapılar açar. Ayrıca empati kurmak, karşımızdaki kişinin bakış açısını anlamaya çalışmak da kalıplaşmış düşüncelerin yumuşamasına yardımcı olur. Unutmayalım ki her birey farklıdır ve her durum kendi içinde değerlendirilmelidir.
Sonuç: Sağlıklı İletişim İçin Farkındalık
Kişilerarası iletişimde karşılaşılan engeller, yalnızca bilgi eksikliğinden değil, aynı zamanda zihinsel kalıplarımızdan ve duygusal durumlarımızdan kaynaklanır. Bireysel yetersizlik, önyargı, kişilik tasarımları, sıfatlandırma ve kalıplaşmış düşünce gibi engellerin farkında olmak, bu engelleri aşmanın ilk adımıdır. Günümüzde iletişim becerileri, hem kişisel hem profesyonel yaşamda en çok değer verilen yetkinlikler arasında yer almaktadır. Bu nedenle kendimizi sürekli geliştirmek, aktif dinleme pratiği yapmak, empati kurmak ve önyargılarımızı sorgulamak büyük önem taşır.
Sağlıklı bir iletişim için öncelikle kendi iç dünyamızı tanımamız gerekir. Benlik tasarımımızın farkında olmak, başkalarını da daha iyi anlamamızı sağlar. İletişim engellerini aşmak, sabır ve pratik gerektiren bir süreçtir. Ancak bu süreçte atacağımız her adım, ilişkilerimizi güçlendirecek ve hayatımıza değer katacaktır. Unutmayın: İletişimde asıl amaç, kendimizi ifade etmek kadar karşımızdakini anlamaktır.