Özleştirme Nedir? Benlik Tasarımı, Özsaygı ve Kişisel İlişkilerin Gelişim Süreci

Özleştirme kavramı, benlik tasarımı, özsaygı, öz değer ve sosyal kimliklerin kişisel ilişkileri nasıl şekillendirdiğini derinlemesine inceliyoruz.

� 1,718 kelime özleştirme benlik tasarımı benlik saygısı özsaygı kişisel ilişkiler

Günlük hayatımızda yeni bir durumla, yeni bir işle ya da yeni bir ilişkiyle karşılaştığımızda hemen herkes belli bir kaygıya kapılır. Bu görevin üstesinden gelip gelemeyeceğimiz konusunda kendi kendimizi ikna etmeye çalışırız. Zaman zaman da kendimiz hakkında kuşkulara düşeriz. İşte tam bu noktada devreye giren benlik kavramı, ilişkilerimizin yönünü ve anlamını tayin eden en temel yapı taşı olarak karşımıza çıkar. Kişisel ilişkilerin bir benlik sorunu olduğunu söyleyebiliriz; çünkü ilişkilerin temelinde kişinin benliği yatar. Kişinin benlik algısı, benlik duygusu, benlik tasarımı, benlik saygısı ve benlik yitimi gibi faktörler, kişisel ilişkilerin gidişatını belirler. Bu yazıda; benlik kavramının dört temel öğesini, benlik saygısının (özsaygı) ilişkilerimize etkisini, benlik tasarımının nasıl geliştiğini ve gerçekçi bir benlik tasarımının davranışlarımızı nasıl yönettiğini tüm yönleriyle ele alacağız.

Benlik Kavramı ve Dört Temel Öğesi

Benlik, kişinin kendi özünü algılama biçimidir. Sosyalleşme sürecinde başkaları ile etkileşim içinde oluşturulan, kişiye ilişkin olumlu ya da olumsuz algıların bütünüdür. Çevreden alınan tepkiler açık seçik ve tutarlı olduğunda güçlü bir benlik algısı oluşur; bulanık, eksik ve tutarsız tepkiler ise zayıf benlik algısına neden olur. İnsanlar ya yaptıkları işin sonucunu görerek kendilerini değerlendirirler ("Ben baskı altında bile iyi iş çıkarıyorum" gibi), ya da çevrelerindeki kişilerden sosyal geri bildirim alarak kendilerine dair bir kanıya varırlar. Bireyi gözlemleyen kişiler onun davranışlarıyla ilgili yakıştırmaları sözlü ve sözsüz iletişimle yansıtır. İlişki; övgü, azarlama ya da takdir biçiminde kişiye yansır: "Çok saldırgansın" (özellik), "Sen çok iyi bir eğitmensin" (yetkinlik), "Sen dürüst bir insansın" (değer) gibi. Kişinin dışlanması da dolaylı bir sosyal geri bildirim olarak yorumlanabilir.

  • Algılanan Benlik: Bireyin kendisini nasıl gördüğüdür. Çevreyle etkileşim sonucunda oluşur. Türkiye'de yapılan pek çok araştırma, ergenlerin akran geri bildirimlerinden güçlü biçimde etkilendiğini ve "algılanan benlik"lerini büyük ölçüde bu geri bildirimlere göre inşa ettiğini ortaya koyar.
  • İdeal Benlik: Her bireyin sahip olmak istediği özellikler, yetkinlik ve değerlerdir. Kişi bu özelliklere gerçekten sahip olduğuna inanmak ve başkalarını da inandırmak ister. İdeal benlik, kişisel ilişkilerde mükemmelliğe ulaşma arzusudur. Örneğin bir öğretmen adayı için ideal benlik, "öğrencileri tarafından sevilen, mesleğinde yetkin bir eğitimci" olmak olabilir.
  • Öz Değer: İdeal benlik ile algılanan benlik arasındaki farktır. Algılanan benlik, ideal benlikle eşleştiğinde öz değer oldukça yüksektir. Ancak ideal benlik ile algılanan benlik arasındaki fark; yapılan işe ve elde edilen sosyal geri bildirime bağlı olarak sürekli değişir. Bu nedenle öz değer, benlik kavramının dinamik bir bileşenidir.
  • Sosyal Kimlikler: İnsanlar, ait oldukları ve değer verdikleri gruplar arasında kurdukları sosyal etkileşimler sonucunda sosyal kimlikler geliştirirler. Kişiler arkadaş grubunda başka, spor yaptığı kulüpte farklı, çalıştığı dernekte farklı, iş yerinde de daha farklı roller üstlenirler. Pratik ipucu: Bir Türk akademisyen, üniversitede "öğretim üyesi", mahallede "komşu", ailede "anne/baba", sosyal medyada ise tamamen farklı bir kimlik sergileyebilir. Bu kimliklerin üstünde ise hayatın ilk yıllarında aile içi iletişimin ürünü olarak oluşan üst kimlik yer alır.

Benlik Saygısı (Özsaygı) ve Telafi Mekanizmaları

Benlik saygısı, kişinin kendini değerlendirmesi sonucu ulaştığı beğeni durumudur. Kişinin kendini olduğundan değersiz ya da üstün görmeden, olumlu; beğenilmeye ve sevilmeye değer görmesidir. Bir başka ifadeyle, kişinin kendini algılaması noktasında önem verdiği çeşitli niteliklerin değerlendirilmesidir. Kişinin kendini olduğu gibi kabullenmeyi, özüne güven duymayı sağlayan olumlu bir ruh halidir.

Bireyin kendini değerli hissetmesi; yeteneklerini, bilgi ve becerilerini ortaya koyabilmesi, başarılı olması, toplum içinde kabul görmesi ve bedensel özelliklerini benimsemesi, benlik saygısının oluşmasında kritik rol oynar. Benlik saygısı yüksek kişilerin fiziksel sağlıkları daha iyidir. Sosyal ilişkilerden zevk alır, bağımsızlığa değer verirler. İletişim becerileri gelişmiştir ve kendi hayatları üzerinde kontrol gücüne sahiptirler. İş hayatında çoğunlukla başarılı kimseler olurlar.

"Kişinin kendi hakkındaki yargısı, başkalarının onu olumlu ya da olumsuz değerlendirmesinden çok daha önemlidir. Ya da daha önemli olmalıdır. 'Başkaları ne der' düşüncesinden uzaklaşmakta zorlanan bir toplum olsak bile, kendi psikolojik dengemizi korumak adına bunu yapabilmeliyiz."

Benlik saygısının azalması ya da artması halinde devreye telafi edici mekanizmalar girer. Bu mekanizmaların hedefi, azalmış olan benlik saygısını eski düzeyine getirmektir. Ancak benlik saygısının azaldığı durumlarda telafi edici mekanizmanın harekete geçmesi zorlaşır; geçse bile etkisiz kalması depresyona yol açabilir. Aynı mekanizmaların aşırı çalışması ise megalomani, narsisizm, şiddet kullanımı ve paranoid davranışlara sebep olabilir. Önemli olan, kişinin kendi yargısını benimsemesi ve bu yargının değişmesine direnç göstermesidir.

Benlik Tasarımı: İçsel Varlık ve Öz Ben

İnsan davranışları üzerinde etkili olan çok sayıda değişkenin varlığı bilinmektedir: deneyimler, tutumlar, algı, yetenekler, zekâ düzeyi vb. Bu değişkenlerden biri de benlik tasarımıdır ve kapsamlı biçimde Carl Rogers tarafından ele alınmıştır. Benlik tasarımı, psikoloji kuramlarının çoğunda önemli bir yer tutar; ancak her kuram bu kavramı kendi konsepti açısından tanımladığı için tanımlarda hem benzerlikler hem farklılıklar vardır.

İnsan kişiliğinin temelinde "ben" kavramı yer alır; bu benliğin merkezinde ise bir içsel varlık (öz ben, gerçek ben) bulunmaktadır. Bu içsel varlık çevre ile sürekli bir etkileşim içindedir. Benlik tasarımı denilen sistem bu etkileşim süreci içinde gelişir ve şekillenir. İnsanın doğuştan getirdiği bu içsel varlık genetik bir özellik taşır; çevre ile girdiği etkileşim sonucunda, kişinin kendisi ile ilgili bir imaj ya da imgeyi ifade eden benlik tasarımı sistemi oluşur.

Doğum öncesi dönemden itibaren kendisi ve çevresiyle ilişki halinde olan insan, hem kendi bedeninden hem de dış dünyadan sürekli uyarımlar alır. Bu uyarımlar duyum izlenimleri halinde yorumlanarak anlamlı bütünlükler oluşturur. Hayatın başlangıcında öz ben, kendisini dünyaya getiren annenin bir uzantısı olarak algılanır. Birey henüz kendisini bağımsız bir varlık olarak algılayamaz. Hayatın ilerleyen dönemlerinde ise anne ile ayrı birer varlık olduğunu fark etmeye başlar ve anneden bağımsız bir "ben"in varlığına ihtiyaç duyar. İşte esas olarak insanın bir kimlik sahibi olma ihtiyacını karşılayan benlik tasarımı oluşumu, bu ayrılık sarsıntısının yaşanması sırasında çevreyle girişilen etkileşimle başlar.

Kendini Gerçekleştirme ve İçsel Odaklı Benlik Algısı

Günümüz insan anlayışında önemli bir yer tutan kendini gerçekleştirme kavramı, insanın var oluşunu olumlu ve anlamlı bir çizgiye oturtmasının anahtarı olarak kabul edilir. Kendini gerçekleştirme, ancak insanın kendi gerçeğini anlaması ve kabul etmesiyle mümkün hale gelir. Bu durum, içsel varlıkla (öz ben) uyumlu bir benlik algısı sisteminin varlığını zorunlu kılar.

  • İçsel odaklı bireyler: İçsel varlığının gerçeğine ermiş ve onunla bütünlük içinde bir benlik algısı geliştirmişlerdir. Sahip oldukları bu benlik algısını hayatlarına katmakta zorluk yaşamazlar.
  • Dışsal odaklı bireyler: Benlik algı sistemleri içsel varlıkla uyumlu olmayan bu kişiler, hayatları boyunca zorlanmalı durumlarla karşılaştıklarında ya da tasarıma aykırı yeni hayatlarına bu yaşantıları katamamaları nedeniyle uyumsuzluk ve huzursuzluk yaşarlar. Bu durumdan kurtulmaya çabalarken çoğu kez gerçeklikten sapma, savunmacı davranışlar ya da davranış bozuklukları gösterirler. Savunma ihtiyacı arttıkça uyum daha derin bir bozulmaya uğrar ve giderek patolojik (hastalıklı) bir hâl alır.

Benlik tasarımının temel elemanlarını, kişinin kendisi ile ilgili sahip olduğu yetenekler ve benlik ilgisi hakkındaki kanaatleri oluşturur. Bu durumun göstergeleri ise kişinin bir konu, kişi, iş, obje ya da davranışla ilgili olarak "yeterliyim/yeterli değilim" veya "seviyorum/hoşlanmıyorum" gibi yargıları içeren odak niteliğindeki kanaatleridir. Pratik bir örnek: Bir kişinin benlik tasarımı şu kanaatlerden oluşabilir: "Yetenekli olduğumu düşünüyorum ve bu yeteneklerim benim için çok önemli", "Grup içinde çalıştığımda daha başarılı olabilirim fakat grupla çalışmaktan hoşlanmıyorum", "İnsanlarla ilişkiler konusunda başarılı değilim ve bundan çok rahatsız oluyorum". Görüldüğü gibi benlik tasarımları, ilgi alanlarından faaliyet alanlarına kadar oldukça geniş bir alanı kapsayabilmektedir.

Gerçekçi Benlik Tasarımı ve Davranışları Yönetme Eğilimi

Benlik tasarımı kavramının insan davranışları üzerinde etkili ve belirleyici olduğu sonucuna ulaştıktan sonra akla şu soru gelir: Gerçekçi benlik tasarımı nedir? Bireyin benlik algısının gerçekçi olup olmadığının belirlenmesi için, benlik algısının verileri ile bazı dış veriler arasında tutarlılık aranmalıdır. Benlik algısının bireye sağladığı yeterlik ya da yetersizlik duygusu ile ilgili veriler ve bu bireyin davranışlarının yöneldiği, öykündüğü, amaçladığı hedef için gereken yeterliklerle ilgili gerçek veriler arasında bir tutarlılık olmalıdır. Örnek olarak kısa boylu bir bireyin kendisine basketbol oyuncusu olmak gibi bir amaç belirlemesi gerçekleşmesi imkânsız olmasa bile oldukça zor bir durumdur. Bu nedenle kendi yeterlikleri ile uygun hedefler belirlemek, gerçekçi benlik tasarımının bir göstergesidir.

Gerçekçi bir benlik algısına sahip bireylerin özellikleri:

  • Gelecekten beklentileri, gerçekçi ve ulaşılabilir hedeflerden oluşur.
  • Strese karşı daha dirençlidirler; stresli durumlarla karşılaştıklarında daha başarılı olurlar.
  • Çalışma hayatına kendi görüşleri ile yaklaşırlar; bakış açıları ile durumları daha iyi anlarlar.
  • Kendi algı ve kanaatlerine güvenirler; durumlarının bireysel çabaları ile belirleneceğine inanırlar.
  • Hayat karşısındaki tutumları yol gösterir; tepkilerine ve kararlarına güvenirler, farklı fikirlere açıktırlar.

Gerçekçi olmayan bir benlik algısına sahip bireylerin özellikleri ise:

  • Başkalarına ve kendilerine güvenmezler.
  • Yeni yaşantı ve fikirlere kaygı ile yaklaşırlar.
  • Kendileri ile yüzleşmekten kaçınırlar.
  • Sürekli fakat nedensiz biçimde başkalarını kızdırmamak, üzmemek için çaba sarf ederler.
  • Dikkat çekmekten kaçınır ve sosyal ilişki kurmada başarısızdırlar.
  • Dostça ilişki kuramazlar; zira çevre onlar için güvenilmezdir.
  • Kendi kararları yoktur; daima başkaları tarafından geliştirilmiş ve risksiz kararları tercih ederler.

İnsan hayatında önemli bir işleve sahip ve sosyal psikolojinin önemli kavramlarından biri olan denetim odağı kavramı, yükleme kuramı tarafından açıklanır. Bu kurama göre insanın doğasında, olayları ve sonuçları açıklamaya ve tanımlamaya yarayacak yüklemeler yapma eğilimi mevcuttur. Bu yüklemeler iki biçimde ortaya çıkar:

  1. Bireyler ya hayat içindeki sorumluluklarını üstlenerek başarı ya da başarısızlıklarını kendi özelliklerine (yetenek, yeterlik vb.) yüklerler. Bu tür bireyler olayların neden ve sonuçlarını anlamaya çalışırlar.
  2. Ya da hayat içindeki sorumluluklarını görmezlikten gelerek kendi dışındaki faktörlere (kader, başkalarının engellemeleri, olumsuz koşullar vb.) yüklerler. Bu bireyler kendi kusur, yetersizlik ve sorumluluklarını görmekten kaçınmaya yönelik savunma çabaları gösterirler.

Gerçekçi bir benlik algısına sahip ya da içsel yönelimli bireyler, kendi kaderlerinin kişisel düşünce ve davranışları tarafından belirlendiğini düşünürler. Başarının kendi çabalarına bağlı olduğuna inanan bu bireylerin çaba göstermeye yönelik davranış ihtimalleri çok yüksektir. Başarısızlık ya da yetersizlik algıları karşısında çok güçlü bir çaba gösterir, başarmak için daha fazla zaman harcar ve yetersizlik duygularını aşmak için kendilerini geliştirmeye çalışırlar.

Sonuç: Sağlıklı Benlik Tasarımı İçin "Ben Kimim?" Sorusu

Tüm bu açıklamalardan çıkan temel sonuç şudur: Sağlıklı, mutlu ve başarılı bir birey için tamamlanmış ve içsel odaklı bir benlik tasarımı zorunludur. Bu tasarım, bireyin kendisini, kendisi için anlamasını ve açıklamasını mümkün kılacak içsel değerlendirmeleri yapmasını, yani "ben kimim?" sorusuna anlaşılır ve içsel dayanakları olan cevaplar vermesini gerektirir. Bazı bireyler ise bir benlik algısı sistemini oluşturmak ve bunun gereği olan çabayı sarf etmek yerine, kendilerine dışarıdan belirlenmiş modelleri referans alırlar; kendilerini ait oldukları topluluklar, aileleri, toplumsal değerler ve başkaları tarafından belirlenmiş değer yargıları ile açıklama eğilimindedirler.

Bireylerin sorgulama sürecinde elde ettiği yetersizlikle ilgili verileri olduğu gibi — çarpıtmadan, ödünlemeden, yok saymadan — kabul ederek bu durumun var oluşun bir parçası olduğunu ve bireysel çabalarla telafi edilebileceğini benlik algısı üst sistemine iletmesi gerekir. Böylece benlik algısı sisteminde ortaya çıkacak kanaatler "mükemmel değilim ama kendimi bu halimle seviyorum, gelişmek için elimden gelen her çabayı göstereceğim" şeklinde düzenlenecektir. Bu noktada kişisel ilişkilerin ayakta kalmasının temelinde ciddi bir fedakârlığın yattığı, ilişkileri sağlıklı biçimde devam ettirebilmek için ciddi bir çaba ve emeğin sarf edilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Nihayetinde benlik tasarımı, yalnızca kişinin kendi gözündeki değerini değil; kurduğu tüm ilişkilerin kalitesini, çevresine yaydığı enerjiyi ve hayat karşısındaki duruşunu şekillendiren en güçlü iç pusuladır.

← Tüm Makalelere Dön